Kendi Kendime AI Co-founder Kuruyorum
Dümdüz insanın otomasyon stack’i — build log #1
Eğer “AI ile şirketim büyüdü, gelirlerim 10x oldu” hikayesi arıyorsan yanlış yere geldin. Çünkü ben 1x bile değilim — evden çalışan, bazen başlamakta zorlanan, plan yapmayı seven ama execution tarafında takılabilen dümdüz bir insanım.
Daha gerçekçi bir yerden başlamak istiyorum: kendine küçük bir otomasyon sistemi kurma çabası.
Son zamanlarda AI araçlarını sadece cevap veren chatbot’lar gibi değil, kendi hayatımın operasyon katmanını hafifleten küçük yardımcı sistemler gibi düşünmeye başladım. Lokal makinemde Hermes Agent (n8n workflow’larını orkestre eden bir agent), VPS tarafında Coolify ve n8n, Obsidian kasamı sync eden Syncthing, Telegram/Discord gateway’leri, blog tarafında Quartz ve ufak cron/webhook otomasyonları derken ortaya yavaş yavaş kişisel bir AI stack çıkmaya başladı.
Mükemmel değil. Sık sık kırılıyor. Config bazen oturmuyor. Bu ay n8n workflow’larından birini 4. kez baştan yazdım. Bazı günler “bunu otomatikleştirene kadar elle yapsaydım bitmişti” noktasına geliyor.
Ama yine de değerli.
Çünkü benim için AI’ın asıl faydası daha fazla bilgi vermesi değil. Zaten bilgi çok. Asıl fayda, başlamayı kolaylaştırması. İlk beş dakikanın sürtünmesini azaltması. Notu yazıya, yazıyı thread’e, thread’i videoya, fikri workflow’a dönüştürmesi.
Bu seri biraz bunun günlüğü olacak: dümdüz bir insanın kendi küçük AI işletim sistemini kurma denemesi.
Benim Problemim Araç Eksikliği Değil
Uzun süre şunu sandım: daha iyi bir uygulama bulursam hayatım biraz daha düzene girer.
Daha iyi not uygulaması. Daha iyi todo app. Daha iyi takvim sistemi. Daha iyi habit tracker. Daha iyi proje yönetim aracı. Daha iyi AI modeli.
Ama bir noktadan sonra fark ettim ki problem çoğu zaman araç eksikliği değil.
Problem, araçların birbirinden kopuk olması.
Bir yerde fikir var.
Başka yerde not var.
Başka yerde yapılacak iş var.
Başka yerde blog taslağı var.
Başka yerde n8n workflow’u var.
Başka yerde Telegram’dan kendime attığım bir mesaj var.
Başka yerde masaüstünde duran final-final-v3.md dosyası var.
Tek tek bakınca hepsi mantıklı. Birlikte bakınca çorba.
Benim kurmaya çalıştığım sistem aslında bu çorbayı tamamen çözmekten çok, çorbanın içinden bir sonraki kaşığı almayı kolaylaştırmak.
Çünkü benim için en pahalı yer genelde işin kendisi değil, işe geçiş anı.
Bir yazıya başlamak. Bir workflow’u debug etmeye oturmak. Bir fikri netleştirmek. Bir notu blog taslağına çevirmek. Bir videonun ilk sahnesini çıkarmak. Bir dosyanın nerede kaldığını hatırlamak.
Bunların hepsi küçük işler gibi görünüyor ama zihinsel giriş maliyeti yüksek.
AI agent’ları benim için burada ilginçleşiyor.
Çünkü iyi kullanıldığında “cevap veren bir kutu” olmaktan çıkıp, bu geçiş anlarında araya giren küçük bir operasyon katmanına dönüşüyor.
Stack Ne İşe Yarıyor?
Şu anki sistemim kabaca birkaç parçadan oluşuyor:
- Lokal makinemde Hermes Agent
- Windows/WSL üzerinde terminal ve dosya erişimi
- Hetzner VPS
- Coolify
- n8n
- PostgreSQL
- Syncthing
- Obsidian vault
- Quartz ile blog
- Telegram/Discord gateway
- Cron ve webhook otomasyonları
- Gerektiğinde Remotion gibi kodla video üreten araçlar
Bunu listeleyince kulağa olduğundan daha havalı geliyor.
Gerçekte çoğu zaman şöyle:
“Bu niye çalışmıyor?” “Webhook niye 404 dönüyor?” “Config runtime’a oturdu mu?” “n8n yine hangi node’da patladı?” “Bu dosyayı WSL tarafına mı kaydettim Windows tarafına mı?” “Ben bu fikri hangi nota yazmıştım?”
Yani sistem romantik değil. Bayağı pütürlü.
Ama pütürlü olması onu değersiz yapmıyor.
Çünkü küçük küçük birleştiğinde şöyle şeyler mümkün oluyor:
Bir fikri Obsidian’a yazıyorum. Agent o fikri bulabiliyor. Genişletebiliyor. Blog taslağına çevirebiliyor. Twitter thread’i çıkarabiliyor. Instagram carousel metni yazabiliyor. Remotion ile kısa video formatına çevirebiliyor. Gerekirse dosyayı oluşturup doğru klasöre koyabiliyor. Gerekirse VPS’teki bir servisi kontrol edebiliyor. Gerekirse n8n workflow’unu tetikleyebiliyor.
Bu benim için “AI bana yazı yazdı” seviyesinden daha ilginç.
Çünkü burada amaç tek bir çıktıyı hızlandırmak değil; fikrin sistem içinde hareket etmesini sağlamak.
Hermes Agent Benim İçin Nerede Duruyor?
Hermes Agent’ı şu an “kişisel runtime” gibi düşünüyorum.
Yani tek başına sihirli bir şey değil. Ama benim dosyalarıma, terminalime, bazı servislerime, notlarıma ve workflow’larıma bağlandığında, günlük işler arasında küçük köprüler kurmaya başlıyor.
Bazen sadece bir dosyayı buluyor. Bazen bir config’i kontrol ediyor. Bazen bir n8n workflow’unu debug ediyor. Bazen bir blog taslağını toparlıyor. Bazen bir Remotion projesi oluşturup video render ediyor. Bazen de sadece “bu plan çok dağınık, önce şunu yap” diyerek frene basıyor.
Bu sonuncusu önemli.
Çünkü AI araçlarını sadece “evet efendim, harika fikir” modunda kullanınca insan kendi dağınıklığını hızlandırabiliyor.
Daha fazla fikir. Daha fazla taslak. Daha fazla yarım proje. Daha fazla açık sekme. Daha fazla “bunu da yaparız”.
Benim ihtiyacım olan şey her zaman daha fazla fikir değil.
Bazen ihtiyacım olan şey şu:
“Hayır, şu an bunu yapmıyoruz. Önce küçük olanı bitiriyoruz.”
Bu yüzden Hermes’i sadece bir yardımcı gibi değil, biraz da dışarıdan bakan bir çalışma arkadaşı gibi konumlandırmaya çalışıyorum.
Tabii bu kulağa olduğundan daha düzgün geliyor. Pratikte hâlâ ben yön veriyorum, ben karar veriyorum, ben düzeltiyorum. Ama yine de aradaki fark büyük: artık tek başıma boş bir ekrana bakmıyorum.
Başlama Problemi ve İlk Beş Dakika
Bu sistemin benim için en kişisel tarafı başlama problemi.
Ben plan yapmayı seviyorum. Sistem kurmayı seviyorum. Bir şeyi kafamda modellemeyi seviyorum.
Ama iş “tamam, şimdi başla” noktasına geldiğinde bazen kilitleniyorum.
Bu tembellik gibi görünebilir ama çoğu zaman öyle hissettirmiyor. Daha çok zihinsel sürtünme gibi.
Nereden başlayacağım? Hangi dosyadaydı? Bunu önce mi yapacaktım? Bunun devamı neydi? Şimdi bunu açarsam üç saatlik işe döner mi? Yanlış yerden başlarsam bütün gün boşa mı gider?
Böyle sorular küçük görünür ama işin kapısında birikince içeri girmeyi zorlaştırıyor.
O yüzden benim AI’dan beklentim çoğu zaman “bana mükemmel cevap ver” değil.
Daha basit:
- “Bana ilk adımı çıkar.”
- “Bu notu toparla.”
- “Şu dosyayı bul.”
- “Bunu blog taslağına çevir.”
- “Bu fikrin thread versiyonunu hazırla.”
- “Bu workflow neden çalışmıyor, beraber bakalım.”
- “Şimdi ne yapmam gerekiyor, üç maddeye indir.”
Bu kadar.
İlk beş dakika kolaylaşınca gerisi çoğu zaman geliyor.
Bu yüzden bu stack benim için productivity porn değil. Güzel görünen dashboard’lar, renkli habit tracker’lar, mükemmel Notion şablonları falan değil.
Daha çok external executive function gibi.
Yani beynimin başlatma, hatırlama, bağlama, sıraya koyma ve küçük parçaya bölme tarafını dışarıya almaya çalışıyorum.
Obsidian Kasam: Second Brain Değil, Çalışan Bir Depo
Obsidian için “second brain” lafı çok kullanılıyor.
Benim durumumda biraz fazla iddialı kalıyor.
Ben daha çok şöyle düşünüyorum:
Obsidian kasam, zihnimde tutmak istemediğim ama kaybolmasını da istemediğim şeylerin deposu.
- Fikirler
- Günlük notlar
- Blog taslakları
- Projeler
- Yarım kalmış planlar
- Teknik notlar
- Kişisel muhasebeler
- İçerik fikirleri
- Workflow denemeleri
Sorun şu: depo büyüdükçe içeride ne olduğunu hatırlamak zorlaşıyor.
Bir noktadan sonra not almak da tek başına yetmiyor. Çünkü notlar orada duruyor ama çalışmıyor.
Benim istediğim şey şu:
- Bir fikir yazdıysam, daha sonra onu bulabileyim.
- Yarım kalmış bir taslak varsa, agent bana onu hatırlatabilsin.
- Bir konu birkaç notta dağılmışsa, toparlayabilsin.
- Bir blog yazısı olacaksa, ilgili notları bağlayabilsin.
- Bir seri planı varsa, sıradaki yazıyı çıkarabilsin.
Syncthing burada işin altyapı tarafını çözüyor. Obsidian kasam cihazlar arasında ve VPS tarafında sync oluyor. Agent da uygun erişimle bu kasayı okuyup düzenleyebilecek hale geliyor.
Bu tabii dikkat isteyen bir şey. Her notun otomatik kurcalanmasını istemem. Her şeyi AI’a teslim etmek de istemem.
Ama doğru sınırlarla kullanıldığında, Obsidian kasası sadece “notların durduğu yer” olmaktan çıkıp içerik ve karar üretiminde çalışan bir kaynak haline gelebilir.
Benim hedefim de bu.
Notlarımın pasif arşiv değil, aktif malzeme olması.
İçerik Motoru Fikri
Bu blog serisinin bir diğer amacı da içerik üretimini daha sürdürülebilir hale getirmek.
Çünkü açık konuşayım: Twitter, Instagram, TikTok, blog, video, carousel, thread derken hepsini ayrı ayrı düşünmek insanı daha başlamadan yoruyor.
Her platformun kendi dili var. Her birine ayrı format gerekiyor. Her biri ayrı enerji istiyor.
Ben bunu böyle sürdüremem.
O yüzden daha basit bir model kurmak istiyorum:
Tek fikir → çoklu çıktı.
Örneğin bu yazıdan şunlar çıkabilir:
- Blog post
- Twitter/X thread
- Kısa X post
- Instagram carousel
- TikTok/Reels script
- Remotion ile kısa vertical video
- Belki ileride newsletter
Böyle düşününce sosyal medya ayrı bir iş olmaktan çıkıyor. Blog ana kaynak oluyor. Diğer platformlar da o kaynaktan türetilen dağıtım kanalları haline geliyor.
Bu bana daha mantıklı geliyor.
Çünkü ben her gün “bugün Twitter’a ne yazayım?” diye düşünmek istemiyorum.
Onun yerine şunu istiyorum:
“Bu hafta neyi gerçekten düşündüm, kurdum, bozup tekrar yaptım?”
Bunu blogda anlat. Sonra agent onu parçalara ayırsın. X’e uygun hale getirsin. Carousel metni çıkarsın. Video script’i yazsın.
Yani içerik üretimi ayrı bir persona performansı değil, zaten yaptığım şeylerin izini tutma pratiği olsun.
Bu daha az yorucu. Daha samimi. Daha sürdürülebilir.
Bu Seri Ne Olacak?
Bu seri muhtemelen çok steril bir rehber olmayacak.
“Adım 1: şunu kur, adım 2: bunu yap, 15 dakikada kendi AI sistemini oluştur” gibi bir şey yazmak istemiyorum. Çünkü gerçek öyle değil.
Gerçek daha çok şu:
Bir şey kuruyorsun. Çalışıyor. Sonra çalışmıyor. Sonra config değişiyor. Sonra model routing patlıyor. Sonra webhook yanlış payload bekliyor. Sonra aslında sorunun API key değil idempotency gate olduğunu fark ediyorsun. Sonra bir şey öğreniyorsun. Sonra onu not alıyorsun. Sonra aynı hatayı iki hafta sonra tekrar yapmamak için agent’a skill olarak kaydettiriyorsun.
Burası benim ilgimi çekiyor.
Bu seri de biraz bunun günlüğü olacak.
Muhtemelen şunları yazacağım:
- Kendi lokal/VPS otomasyon stack’im nasıl oluşuyor?
- Hermes Agent’ı günlük işlerde nasıl kullanıyorum?
- n8n ile neyi otomatikleştirmeye çalışıyorum?
- Obsidian kasamı nasıl aktif bir içerik kaynağına çevirmeye çalışıyorum?
- Blogdan Twitter/Instagram/TikTok içerikleri nasıl türetiyorum?
- Başlama problemi için AI gerçekten işe yarıyor mu?
- Nerede işe yarıyor, nerede sadece yeni bir oyuncağa dönüşüyor?
- Hangi araçlar para/enerji etmiyor?
- Hangi küçük otomasyonlar gerçekten fark yaratıyor?
Bunları yazarken “uzman” gibi davranmak istemiyorum.
Daha çok build log gibi.
Ben kurcalıyorum. Bir şeyler kırılıyor. Bir şeyler çalışıyor. Çalışanları yazıyorum. Patlayanları da yazıyorum.
Belki birilerine fikir olur. Belki sadece bana düzenli düşünme alanı açar. O da yeter.
Neden Şimdi?
Çünkü bir süredir şunu hissediyorum:
AI araçları hakkında çok fazla büyük laf var.
“İşin geleceği değişti.” “Agent’lar geliyor.” “Tek kişi milyar dolarlık şirket kuracak.” “Prompt bilen kazanacak.” “AI kullanmayan geride kalacak.”
Bunların bazıları doğru olabilir. Ama benim günlük hayatıma doğrudan temas eden hali daha küçük.
Benim için soru şu:
- Bugün bilgisayarın başına oturduğumda, yapmam gereken şeye başlamamı kolaylaştırıyor mu?
- Geçen hafta yazdığım notu bulup kullanılır hale getiriyor mu?
- Bir fikri blog yazısına çevirmeme yardım ediyor mu?
- VPS’te çalışan bir servisi kontrol edebiliyor mu?
- n8n workflow’um patladığında beni sıfırdan başlatmadan soruna yaklaştırıyor mu?
- Bir içeriği beş farklı formata çevirebiliyor mu?
Eğer cevap evetse, bu benim için yeterince büyük bir değişim.
Çünkü ben şu an dünyayı değiştirmeye çalışmıyorum.
Önce kendi küçük operasyonumu biraz daha az dağınık hale getirmeye çalışıyorum.
Kapanış
Bu yazı biraz giriş yazısı gibi oldu.
Sonraki yazılarda sistemi parça parça açmak istiyorum:
- Önce lokal/VPS stack’imi anlatırım.
- Sonra Hermes Agent’ı günlük hayatta nasıl kullandığımı.
- Sonra Obsidian kasasını nasıl daha aktif hale getirmeye çalıştığımı.
- Sonra da blogdan sosyal medya içerikleri türeten sistemi kurcalarım.
Muhtemelen arada bir şeyler bozulacak. Muhtemelen bazı kararları değiştireceğim. Muhtemelen “bu çok iyi fikirdi” dediğim bazı şeyler iki hafta sonra çöp olacak.
Ama zaten mesele biraz da bu.
Kendi kendime küçük bir AI co-founder kurmaya çalışıyorum.
Mükemmel bir sistem değil. Biraz yamalı. Biraz komik. Biraz fazla kişisel. Ama gerçek.
Ve şimdilik bana gereken şey de bu.