İtiraf
o kadar uzun zaman oldu ki yazmayalı ne yazmam gerektiğini nasıl yazmam gerektiğini bilmiyorum artık. içimde biriken acıyı öfkeyi nasıl dökeceğimi, hangi kelimeleri kullanmalıyım ki bu sıkıntılar ortaya çıksın ve ben rahatlayayım bilmiyorum. bildiğim tek şey kendime zarar vermek bile diyebilirim şu anda.
başarısız bir sürü intihar denemem oldu. sürekli kendimi kestim ve kesiyorum. bu beni rahatlıyor çünkü. neden rahatlatıyor bilmiyorum ama kendimi o an için inanılmaz mutlu hissediyorum ve mutlu hissettiğim için kendimi sadece iz kalacak şekilde kesiyorum. asla ölecek kadar derin kesmiyorum. ama neden kesmediğim hakkında bazı sorgulamalar yapıyorum son bir kaç gündür.
ortaya çıkan çok basit gerçekler olduğunu yeni yeni kavrıyorum. bu gerçekler henüz bireysel olarak ölüme hazır olmadığımı gösteriyor. halen yaşamak için gereksiz umut dallarına tutunduğumu o dalların beni düzlüğe çıkartacağına inanıyorum. aslında o dalların bomboş olduğunu biliyorum fakat yine de bir şekilde beynim bunları kabul etmiyor. etsin diye uğraşsam bile bir şekilde red ediliyor ve etmeye devam ediyor.
asla olmayacağını bildiğim hayallerin içinde kaybolarak bu sorunları bir yere kadar görmezden geliyorum. geliyorum geliyorum ve artık her gece bir şekilde karşıma çıkıyor bu sorunlar yeterince alkolü alınca. evet her gün içiyorum. evet ben bir akoliğim. evet ben bir bağımlıyım ne bundan pişman değilim. bunu inkar etmiyorum. ayrıca kendime zarar vermeye de bağımlıyım. beynim gereğinden fazla çalışıyor “elalem ne der ulan ?” diye gereğinden fazla düşünüyorum. kendimi kestiğim günlerde utanarak dışarıya çıkıyorum. sanki beni hiç tanımayan bir insan bunu görüp de beni yargılayacak vay manyağa bak ne yapmış sol kolunun içine diyecek diye düşünmekten kendimi alı koyamıyorum.
aslında ölüm kavramı bana çok hoş geliyor. çünkü şu ana kadar hiç yaşamadığımı düşünüyorum. hiç bir şekilde kendi fikirlerimi ifade edebilecek onları savunacak bir insan olamadım. çok sıkıntılarım olduğunu biliyorum ama bir şekilde yaşamak için çaba gösteriyorum. belki de bu anlamsız ama yine de insanın içinden geliyor hayatta kalma duygusu. ona kulak veriyorsun o sol kolunun içine atmaya çalıştığın en derin kesikti. o kesikte bile bazı dürtüler seni engelliyor daha fazla yapma diye. neden niye yapıyorlar bilmiyorum ama beni bir şekilde engelledi o dürtüler hep. ölmek isteyip ama bunu yapacak kadar götü olmayan bir insan oldum hep. 12-13 yaşından beri intiharın bir çözüm olduğuna inanıp asla bu çözüme ulaşamayan biriyim. bildiğim tek şey bu dünyada yaşamak beni çok üzüyor çok yoruyor. keşke yarın doktora gitsem de bana 3 ay ömrün kaldı dese. o son üç ayı istediğim şekilde yaşamak. geleceği düşünmemek her şeyi arkamda bırakmayı o kadar çok istiyorum.
o gelecek kaygısını arkamda bıraktığım anda ne bir daha kolumu kesip ölmeye çalışırım ne de alkolik olurum. benim en büyük sorunum hayatımın geldiği noktada kimseden gram destek alamayacağımı bilmek. yaşadığım ülkenin bana verdiği acıları sindirecek kadar olgun olmamak ve asla hayatı sevmemek. hayatın sevilecek yanlarının çok az olduğunu düşünüyorum. insanların sadece kendilerine odaklı sürdürdükleri bu yaşamı bir yere kadar kabul edebiliyorum. bu kabul edebildiğin nokta ise artık geçti gitti. bildiğim tek şey var ki bu hayatta kalmak istemiyorum daha fazla. belki bu gece belki daha sonra ama bu verdiğim karar için bir şeyler yapmayı planlıyorum. kendimi kesmeyi düşünmüyorum son verme olarak. çünkü onu yapınca acı duyuyorum. o yüzden belki de bir gece saat 00.00 civarı kendimi küçücük 1+0 evimdeki doğalgaz borusundan asıp hayatıma son veririm. ama ne zaman olacağını bende karar vermedim. bunu iyice düşünüp uygulamam lazım ki kimse böyle bir şeyi yaptığımdan şüphe etmesin.
cesedimin bulunması için yüksek ihtimal kokması gerekecek. çünkü dediğim gibi kimsem yok ve kimsem olmadığı için beni arayacak insanda yok. şimdi götümden sıkarak cesedim yaklaşık 1 hafta sonra çürük kokusu yaydığını söyler isem ona uygun davranırım. 1 hafta sonra yükselen çürük kokusu ile eve birileri gelir. kapıyı açamadıkları için içlerinden gelirse belki kapıyı koç başı ile gırıp benim doğalgaz borusundan sallanan cesedime çarparlar. ceset demek de saçma geliyor bana. benim leşim daha iyi gibi. hayatım her zaman leşti. ceset olmayı hak etmiyorum bence. leş daha uygun bana. leş güzel bir kelime aslında. benim için çok uygun. hayatı boyunca asla bir şeyi başaramayacak iki eli ile bir siki doğrultma becerisine sahip olmayan benim ölümü daha iyi ne tanımlar ki “leş” dışında.
ama dediğim gibi şu anlık hazır değilim ölümün kollarına kendimi bırakmaya. şu anda sadece softcore kendi kollarına dikine hafif kesikler atan biriyim. ölünce olacakları merak etmenin yanında bir şeylerin olmadığını düşüncesinin ağır bastığı, tanrı veya allah denilen olgunun sadece bir kaç şizofrenden ibaret olduğunu görmekten koran bir insanım. hayatım boyunca kimsenin beni düzgünce dinlemediği be anlamayacağı bir insan olarak veda edeceğim zamanı gelince.
bu zamanın ne zaman olduğunu ben de bilmiyorum. bildiğim tek şey ise bazılarının ölümünün erken olacağını fark ettiğidir. bende fark ettim ve buna uygun yaşayacağım.
bu satırların aşırı anlamsız olmuş olabileceğini de biliyorum çünkü yeterince içtim yine. içince ben kötü kötü olurum. içinde aslında bakıldığında benlik ortaya çıkar. içmeyince kaçtığım sorunlar alkol ile gün yüzüne çıkar. o yüzden dediğim gibi bomboş bir şeyler de yazmış olabilirim. çok umurumda değil açıkçası. 4 sene kadar sonra ilk defa uzun soluklu aklıma geleni kağıda döktüğüm bir an yaşandı. bunu da her yerde paylaşacağım. çünkü neden olmasın dimi yani yazdım sonuçta. yazmak beni hep mutlu edip rahatlatırdı. umarım bu yazdıklarım da bir katkı sağlar içimde bulunduğum duruma. kendimi az da olsa mutlu eder.