pişmanlık , rüya

aklımdan geçiyor her şey. yaptıklarım yapacaklarım ve şu an yapmakta olduklarım. hepsi teker teker geçiyor aklımdan. pişmanlık içimi kapılıyor. hayata karşı gelmekten yorulduğumu iyice hissediyorum. pes etmenin aslında ne kadar kolay olduğuna kanaat getirmem çok da zor olmuyor bu durumda iken.

bulunmaktan zevk almadığım bir şehirde , bulunmaktan zevk almadığım insanların arasında , okumaktan zevk almadığım bir bölümü okumaya çalışmaktan yıldım. bütün umutlarımı geleceğe yönlendirmiştim. sürekli iyi şeyler düşünüp onlara odaklanmaya çalışıyordum. yani bir nevi pozitif hayaller kurmaya çalışıyor onlara sıkıca tutunuyordum. ama geçtiğimiz haftalardan sonra artık o hayaller yeterli gelmiyor yaşama tutunmak için. olmuyor artık. çünkü onlar sadece benim kafamda kalacak. yeteri kadar destek görmeyeceğim gibi onları uygulamak için çevremden. ciddiye almayacaklar beni bunları anlatsam insanlar.

artık o güzel toz pembe hayallerin yerini bambaşka şeyler aldı. bunların güzellik ile uzaktan yakından alakası yok. sürekli bir hastalık çıkması 6 ay ömrümün kalması bir an önce ölmek veya kendimi öldürmek gibi şeyler artık zihnimi ele geçirmeye başladı. çünkü biliyorum bu hayatı daha fazla sürdüremeyeceğim. daha fazlasına katlanamayacağım. yıldım artık her şeyden. sevmediğim , zevk alamadığım şeylerin içinde debelenip durmaktan bıktım usandım.

sırf bu yüzden artık günde 2 paket sigara içmeye başladım belki bir şeyler olur da bir şekilde ölümüm hızlanır diye. çünkü henüz hazır değilim kendimi öldürmeye. tabi ki pek çok insandan fazla yol kat ettim bu konuda ama ne bileyim hala içimde ufak bir umut ışığı var hayatımda çok büyük bir değişiklik olacak diye. o umut ışığı henüz sönmediği için belki de kendimi öldürmeye buradan göçüp gitmeye hazır değilimdir.

geçenlerde bir rüya gördüm. sanırım o rüya benim içime attığım şeylerin beynim tarafından dışa vurulmasının sonucuydu. çünkü başka açıklamasını bulamıyorum.

bir deniz kıyısındayım. güneş henüz yeni terk etmiş bizim buraları. ufukta hafif bir kızıllık vardı. deniz dalgalarını sahile atıyor adeta içinde biriken öfkesini kusuyordu. etrafıma bakıyorum çevrede bir kişi var. o da benden çok uzakta. bende kumların üstüne oturup bir sigara yakıyorum. deniz öfkesini dalgaları ile kusarken bende ona ciğerlerimden kustuğum öfke içeren dumanlar ile eşlik ediyorum. o sırada yanımda o gördüğüm kişi beliriyor. diyorum bir yerden tanıdık. jeton düşüyor içimden çıkmakta olan duman boğazımda kalıyor ve öksürmeye başlıyorum. o zaman anlıyorum bunun rüya olduğunu. içimde biriken şeylerin dışa vurumu olduğunu o zaman fark ediyorum.

yanıma geliyor sessiz bir şekilde oturuyor izin istemeden. turuncu kafasını omzuma koyup denize bakmaya başlıyor. konuşamıyorum o an. dökülmüyor kelimeler ağzımdan. bilseniz neler demek istediğimi o an. bir anlasanız benim içimde birikenleri ona karşı duyduğum öfke ile karışık sevginin nasıl bir şey olduğunu  sanırım ne kadar salaksın derdiniz bana. ama ne bileyim o an rüya olsa da korkuyorum kafamda kurduğum dünyanın yıkılmasından. korkuyorum çünkü beni hayata bağlayan son hayalimin de paramparça olacağını düşünüyorum. buna hazır değilim. halen içimde kalan o minik umut ışığının kaynağını o rüyada yok etmek istemiyorum. çünkü biliyorum o umut ışığı da yok olsa benim artık yaşamak için bir sebebim kalmayacak.

başı omzumda iken kolumu tutup kendine sarılmamı sağlıyor. aylardır hayalini kurduğum şeylerin sanki gerçekmiş gibi olması , onun yanımda olması , onunla böyle bir anı paylaşıyor olmak. çok güzel bir şeydi. tam kafasını yavaşça kaldırıp bana bir şeyler söylemek üzere iken bir anda uyanıyorum. hemen geri uyumak için yalvarıyorum beynime vücuduma. o rüyaya geri götür beni diye. ama uyuyamıyorum. olmuyor. kalkıp bir sigara yakıyorum. ya gerçek olsa bunlar olabilir mi diye düşünmeye devam ediyorum. sigara bitiyor ben yenisini yakıyorum. ama o rüyanın etkisi bitmiyor. haftalardır çıkamadığım etkisi.