dong dong

günlerden bir gün saatlerden bi saat kafamın aşırı dumanlı olduğu dakikalarda iken sigaramı tersten yakıyorum.evdeki yalıtım yüzünden kullanılamaz hala gelen sineklikler nedeniyle ışığı kapattığım için geliyor bunlar başıma.yoksa ben iyiyim abi ya gayet iyiyim.

sigarayı tersten yaktığım için mi üzülsem yoksa hayatım için mi diye büyük bir ikilem yaşıyorum.bir yanda her zamankinden olan yakınmalarım varken diğer yanda ilk defa başıma gelen bir winston ziyan etme vakası var.

düşünüyorum düşünüyorum bolca düşünmeye devam ediyorum.ama nedense içinden çıkamayıp önce rahmetli winston için bi tane keder sigarası yakıyorum.bu sefer tütünlü kısmı ağızımda değil diye kontrol etmeyi unutmuyorum.ardından son biramı açıp muhteşem hayatıma üzülmeye onun için kadeh kaldırmaya devam ediyorum.

gecenin sessizliği devam ediyor.normalde araba seslerinden kafanızın sikildiği şu lanet mahalle bile ilginç derecede sessiz.sanki herkes benim için üzülüyormuş havasına kapılıyorum.derken aniden çalan bir korna bu düşüncelerimi unutturup aslında hepimizin çok ama çok yalnız olduğunu yeniden hatırlatıyor bana.

korna sesi ile kafamda bir dong sesi yankılanıyor nedense bir şeyin farkına vardığımda hep böyle oluyor.anlamsız bir dong sesi ile aniden fikirler geliyor yazma isteği geliyor.bir türlü çözemedim şu beyin denen lanet et parçasını.

aslında hepimiz şu hayatta yalnızız.bunu ne kadar inkar etsek de hepimiz ama hepimiz en zengin adamdan tutun da en fakirine kadar hepimiz yalnızız.kurduğumuz bütün dostluklar sahte ve anlamsız.ama biz sadece bunun farkına iş işten geçtikten sonra farkına varıyoruz.şunu anlamıyoruz bugün olan biri yarın yok.yarın olacak diğeri de sonraki gün yok olacak.bunu anladığımız da ise zaten hayatın büyük kısmını tecrübe etmiş oluyoruz.ölüm kapımızı çalmaya yakın olduğunu anlıyoruz.

ne kadar boş değil mi bu hayat.istediklerinize hep başkaları sahip olur.sizin o çok kutsal allah’a ettiğiniz duaları sanki başkası etmişçesine en büyük hayallerinizi ona bahşetmesi çok saçma geliyor.bilmiyorum belki de bunu ilk elden tecrübe ettiğim için mi bana saçma geliyor anlamıyorum ne yazık ki.

günlerden 7 mart yıl 2014 hayatımın belkide en zor gününü geride bırakmışım.gün içinde yaşadıklarımı anlatmaya başlasam şu zar zor yazdığım sikko yazıyı bile bitiremeyeceğim için onlara değinmeyi pek düşünmüyorum.onları başka bi ara açıklarım şu okuyucusu olmayan yalnız bloga.

hayatımın belki de en zor gününü geride bırakmış olarak yatağıma uzanmış uyumaya çalışıyorum.çünkü yarın dershane var.uykumu almam lazım.birden her ne kadar varlığını sorgulasam da tam emin olamadığım yaratıcıya bir dua etmeye onunla konuşmaya çalışıyorum.belki bir umut diyorum.varsa beni dinler diyorum.şu aciz kulumun hayatını sikmişim bari bir kaç iyi bi şey yollayayım da gözü gönlü şenlensin der diyorum.yalvarıyorum yakarıyorum gözlerimden yaşlar süzülüyor hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlıyorum.neler yaptım sana da bunları hak ettim nidaları arasında gözlerim yaşlı bir şekilde uyuya kalıyorum.

işte o zaman daha kuvvetlenmeye başladı allah’ın olmayabileceği ihtimali kafamda.rahmetli babamın dediği gibi ölünce bizi solucanların yiyeceğine ciddi ciddi inanmaya başladım.

tam beynimin çalışmaları hat safha da iken çalan bir korna sesi daha beynimin çalışmasını durduruyor kafamın içinde o süre dolu anlamına gelen dong sesi gene yankılanıyor.bu sefer aşağı da neler oluyor diye bi kafamı uzatıyorum ve o sırada gözlerim kararıyor gecenin soğuk havası ile bedenim uyum içinde dans ediyor adeta uçuyormuşum gibi geliyor.birden bütün vücudumu muhteşem bir acı kaplıyor ve gözlerimi kapatıyorum.belki de bi daha açılmamak üzere…